7f28a994f8e47b7319402ded9b964397.jpg

KUR’AN’I ANLAMADA ‘’İLK ANLAM’’IN DİLBİLİMSEL ÇEVRENİ

‘’Dinleyenlere konuşmak

söylevde bulunmak, konuşmak’’ anlamına gelen hitâb, sülasi kalıbının ‘müfaâle’ babından mastardır. Hitâb, bir hâtib ve muhatab arasında geçen sözlü kelama karşılık gelir. Zerkeşi hitâbı, ‘’anlamaya hazır olan kimseye anlatmayı gaye edinen kelam’’, Amidi ‘’anlamaya hazır olan kimsenin anlaması murad edilen ve kendisi için konulmuş müsta’mel lafz’’, İbn Neccar ‘’dinleyenin kendisinden mutlak olarak faydalı/anlamlı bir şeyler anladığı kavl (söz)’’ şeklinde tanımlamaktadır. Üç usülcü alimin hitâb kelimesini ‘’kelam, lafz ve kavl’’ lafızlarıyla karşıladığı görülmektedir. Kur’an’ın hitâb şeklinde isimlendirilmesinin sebebi olarak da kelimedeki ‘’konuşma’’,’’zikretme’’, ’’yüz yüze gelme’’ ve ‘’karşılıklı konuşma’’ anlamını içermesidir.

Hitâb kavramını irdelediğimizde konuşan (hâtib) ve dinleyen (muhatab) şeklinde, karşılıklı iletişim halinde tebarüz eden bir durum bilgisine ulaşırız. Konuşan ve dinleyen arasında cereyan eden sözü dilden ayıran bazı farklar vardır. Buna göre söz (söylem), zamanın en küçük birimi ânda gerçekleşir. Dilde ‘’Kim konuşuyor?’’ sorusunun cevabı yoktur, ancak sözde şahıs zamirleri aracılığıyla hatib ve muhatabı niteleyen özne faktörü vardır. Yine söz, her zaman bir şeyler hakkındadır. Dilin bağımlı iletkeni yazıyla söz arasında da durum aynıdır. Buna göre söz, yazıya göre daha canlıdır, şimdi ve buradaya dair izler taşır. Söz, hatibin muhataba iletmek istediği mesajı sadece işitsel duyuya aktarmakla kalmaz aynı zamanda jest, mimik ve hareketlerle diğer duyu yollarına da aktarır. Söz tüm dilbilimsel enstrümanlarıyla yazıya aktarılmaya çalışılsa bile, yazıya geçtiğinde anlam donar, hatib ve muhatab arasındaki canlılık alametleri sözün bağlamında kalır.

Kitâb, sözlükte ‘’iki deri veya kumaş parçasını birbirine eklemek, inci tanelerini dizmek, su kırbasının ağzını sıkıca bağlamak’’ gibi anlamlara gelen ‘ketb’ kökünden mastar olup kök anlamlarından dolayı hem harfleri yazıyla birbirine ekleyip dizmeyi, hem de mastar-isim olarak bu şekilde oluşturulan yazılı metni ifade etmek üzere kullanılmıştır. Kur’an’da ‘’kitâb’’: Peygamberlerden her birine indirilen vahiylerin bütünü özel isimlerinin yanında kitâb ile de anılır. İnsanların dünyadaki inançlarının ve fiillerinin kaydedildiği amel defteri. Bütün varlık ve olaylar hakkındaki ilahi bilgileri, hükümleri ve yasaları kapsayan levh-i mahfuz şeklinde üç anlam boyutunda kullanılmıştır.

Nasr Hamid Ebu Zeyd’e göre Kur’an’a ‘’Kur’an’’ isminin verilişinin bazı sebepleri vardır. Vahyin alınışındaki ve okunuşundaki şifahilik sebebiyle Kur’an, kültürle örtüşmekte, fakat (metinsel) birimlerine işaret eden isimleri seçiş biçimiyle ondan ayrılmaktadır. Buna göre, Cahız’ın da belirttiği gibi Araplar metnin tamamına ‘’divan’’ ismini verirlerken Allah ‘Kur’an’ ismini vermiştir. Bununla beraber Kur’an’ın şekil itibariyle dönemin mevcut kültüründen farklı olduğunu ifade ettiğinden, o, söz konusu kültürde yaygın olan isimlendirmelerden tamamen ayrı bir isim kullanmış ve kendisini ‘kitâb’ olarak isimlendirmiştir. Bir diğer sebep, Kur’an’ın kendine has özellikleriyle Arap kültüründe ilk yazılı metin oluşudur. Kendine has özelliklerin başında, Kur’an’ın şifahi kültür ortamında hitâbi nitelikleri haiz ve orijinal olarak yazıya geçirilmesi gelmektedir. Bir başka sebep ise, İslam öncesi Arap Yarımadası’nın dini atmosferinde ehlu’l-kitâb ve ummiyyûn sıfatının birbirinin zıddı ve karşıtı olarak kullanılıyor oluşuydu. Zira Kur’an, bir ‘kitâb’ olması hasebiyle kendini ‘ümmiler’in kültüründen ayırıyor, diğer taraftan da ‘Arapça bir kitap’ ya da ‘Arap diliyle’ inmiş olması hasebiyle kendini Ehl-i Kitab’ın kültüründen ayırıyordu. Kur’an’ın ‘’Arapça bir kitap’’ oluşunu ileride el-Mübin sıfatı ekseninde ‘anlam’ı tahlil ederken inceleyeceğimiz için burada ‘’açıklık-kapalılık’’ mevzuuna girmiyoruz.

Daha önce de vurguladığımız gibi yazı, sözün hitâbdan aldığı nitelikleri çeşitli şekil, imge, işaret ve göstergeler yardımıyla muhataba aktarma yöntemidir. Bu işlemin tam anlamıyla gerçekleşemeyeceği, hitâbın yapısını dikkate aldığımızda izahtan varestedir. Zira ‘hitâb’ esnasında ‘hâtib’in ifadeyi beş duyu yoluna yansıtacak şekilde hazırladığı bilinmektedir. Yazıda bu aksiyonu yakalamak bir ölçüde mümkünse de sarf edilen efor, yazıdaki anlamın bir başka ânda ve bir başka muhataba aktarılması, anlamın arketipinde olduğu gibi bütünlüklü, canlı ve otantik değildir. Kök anlamından hareketle, harfleri yazıyla birbirine ekleyip dizme olan ‘kitâb’, hitaba dair bazı belirteçleri yapısında barındırsa da bağımsız değişken olan belirteçlerin anlama katkısı bakımından eksiktir. En nihayetinde bu eksiklik yazının dayandığı dil ve kültür yardımıyla giderilmeye çalışılır.

Sonuç olarak hitâb, sözün ifade bulduğu ilk bağlam dikkate alınarak incelendiğinde hâtibin kastını ve anlamın imkanını temin etmekle muhatabına kitâbdan bir şeyler söyler. Aksi ihtimali düşündüğümüzde sadece muhatab faktörünü değil aynı zamanda sözün kitâbdaki bağlamını da gözden çıkarmış oluruz. Bu ise daha en başında anlamı makus kaderine terk etmek olur ki kitâb her muhataba öznel, kendinden menkul şeyler söyleyen vasıta düzeyinde kalır.

Email 

Paylaş